1/500

1/500


 

Köşe Yazısı Künyesi: Kızıl C. (2010). "1/500", Habertürk Gazetesi, 5 Eylül 2010 Pazar Tarihli Köşe Yazısı, Sayfa 20.

Citation: Kızıl C. (2010). "1/500", Haberturk Gazetesi (Haberturk Newspaper), September 5, 2010, Sunday, Page 20.


 

Ağustos 2010’da, Çin’in Shanghai Jiaotong Üniversitesi tarafından Dünya’nın en iyi 500 üniversitesinin listelendiği “Dünya Üniversiteleri Akademik Sıralaması” (Academic Ranking of World Universities - ARWU) açıklandı. Listede yer alan 500 üniversiteden yalnızca 1 tanesinin (İstanbul Üniversitesi) ülkemiz sınırları içerisinde bulunması ise, çeşitli tartışmaları beraberinde getirdi.

Tartışmaların yoğunlaştığı noktalardan biri, sıralamanın güvenilirliği ve geçerliliği konusundadır. Aslına bakılırsa, bu hususta sağlıklı karar vermek için yapılması gereken sıralamanın oluşturulmasında dikkate alınan kriterleri incelemektir. Belirtilen kriterler esasen 6 faktörden oluşan bir formüle dayanır. Formül faktörleri ve ağırlıkları şu şekildedir: Nobel ödüllü ve kendi alanında madalya/ödül sahibi mezunların sayısı (%10), Nobel ödüllü ve kendi alanında madalya/ödül sahibi akademik personelin sayısı (%20), 21 farklı disiplinde yüksek derecede atıf almış araştırmacılar (%20), Nature and Science dergisinde yayınlanmış makaleler (%20), Science Citation Index (SCI) ve Social Sciences Citation Index (SSCI) kapsamındaki toplam makaleler (%20) ve belirtilen faktörlere dayalı araştırmacı (kişi) başına üniversitenin akademik performansı (%10). Ayrıca 2005 yılında The Economist, ARWU’nun Dünya araştırma üniversitelerini sıralama hususunda en yaygın ve en çok kullanılan ölçüt olduğunu belirtmiştir. 2006 senesinde Chronicle of Higher Education ise, ARWU’nun Dünya’da en etkili uluslararası sıralama metodolojisi olduğunu vurgulamıştır.


Dolayısıyla, İstanbul Üniversitesi’nin ilk 500 içerisinde 424. sırada yer bulmasının ana sebeplerinden bir tanesi Nobel ödüllü bir mezuna sahip olmasıdır. Ek olarak, iki tıp fakültesi mevcuttur ve bunlar kitap-makale yayınlama hususunda birer maden gibidir. Hatta, seri üretime geçmiş fabrikalara benzetilebilir. Herhangi bir üniversitenin elinde bu karakterde önemli silahların bulunması büyük avantajdır. İlaveten, İstanbul Üniversitesi’nin fiziki altyapı ve teknolojik donanım bakımından çok üstün bir konumda olduğunu söyleyemeyiz, Türkiye’de bu hususta çok daha iyi durumda olan üniversiteler var. Fakat İstanbul Üniversitesi’nin en önemli artılarından bir tanesi, akademisyen yetiştiren bir kimliğe sahip olmasıdır. Bu ekol de haliyle yapılan araştırmalara ve ortaya konan akademik çalışmalara etki etmektedir. Üniversitenin köklü olması, isminin içerisinde İstanbul kelimesi geçmesi ve büyük ölçekli bir yapıya sahip olması ilk 500’e girmesinde herhangi bir etkiye sahip değildir.


Gelecekte ülkemizin ilk 500 içerisinde daha çok üniversiteyle temsil edilmesi için ise çok çeşitli paydaşlara önemli görevler düşüyor. Aksi halde, son yıllarda Uzakdoğu üniversitelerinin çıkışıyla birlikte listede bir üniversitemizi görmek bile hayal olabilir. Öncelikle daha üniversitedeki ilk yıllarında zeki, çalışkan ve araştırmaya yatkın öğrencileri keşfedip akademisyenliği onlara sevdirmek gerekiyor. Belirtilen konuyla bağlantılı da birçok doğru hamle yapmak zorunludur. Öğretim görevlileri-öğretim üyeleriyle öğrenciler arasında daha yakın bir ilişki olmalı, öğrencilerin akademisyenlere ulaşımı daha kolay hale gelmelidir. Araştırma görevlilerinin temelden sağlam yetişmeleri için yalnız bilimsel faaliyetlerde görevlendirilmeleri şarttır. Aksi halde eğitimleri sınırlanıyor, üretkenlik azalıyor ve bu durum ileride mesleği icraat etmek isteyen genç öğrencileri de negatif etkiliyor. Futbol takımlarının altyapıya önem vermesi, bir berber ustasının çırağını yetiştirmesi gibi üniversitelerin de genç beyinlere yatırım yapması kaçınılmazdır. İskelet kadroların oluşturulması ve alttan gelenlerin tecrübeli akademisyenlerce yönlendirilmesi, eğitilmesi ileride büyük faydalar sağlayacaktır.

Son olarak eğitime yapılan yatırımlar ve üniversitelerin sahip olduğu fonlar hala yeterli seviyede değil, uzaktan eğitim (online) gibi Dünya’da yaygınlaşan yöntemler küçümsenmeye devam ediyor ve üniversiteler bunlardan yeterli nakit akımı yaratamıyor, akademik kadrolarda çeşitlilik ve heterojenlik problemi mevcut, akademik personel ücretleri Türkiye genelinde gelişmiş ülkelere göre oldukça düşük, üniversite-özel sektör bağlantısı ülkemizde zayıf, bazı üniversite ve öğrenciler bilimin hem Türkçe hem de İngilizce boyutlarına hakim olmaları gerektiği unutuyor. Tüm belirtilenler de ne yazık ki bilimsel üretimi ve üniversitelerin gelişimini negatif bir şekilde etkiliyor.
 

1/500
 
Cevdet Kızıl. (2010). "1/500", Habertürk Gazetesi, 5 Eylül 2010 Pazar Tarihli Köşe Yazısı, Sayfa 20.